GÜNEŞ Güneş sarı bir cüce yıldızdır. Güneş Sistemi’mizin kalbinde parlayan sıcak bir gaz topudur. Kütle çekimi Güneş Sistemi’ni bir arada tutan şeydir. En büyük gezegenlerden en küçük parçacıklara kadar her şeyi yörüngesinde tutar. Güneş ve Dünya arasındaki bağlantı ve etkileşimler mevsimleri, okyanus akıntılarını, hava durumunu, iklimi, radyasyon kuşaklarını ve auroraları yönlendirir. Bizim için özel olsa da Samanyolu Gökadası’na dağılmış Güneş’imiz gibi milyarlarca yıldız var. BOYUT VE UZAKLIK Yaklaşık 700.000 kilometre yarıçapı ile Güneş’imiz özellikle büyük bir yıldız değildir. Güneş bizim gezegenimizden çok daha büyük olsa da çoğu yıldıza göre küçüktür. Güneş’in kütlesi Dünya’nın kütlesine göre yaklaşık 333.000 kat daha büyüktür. Güneş’in içini doldurmak istesek 1,3 milyon tane Dünya’ya ihtiyacımız olur. Dünya ve Güneş’in boyutlarının karşılaştırılması. Kaynak: NASA Güneş, Dünya’dan yaklaşık 150 milyon kilometre uzaklıktadır. En yakın yıldız komşusu Alpha Centauri üçlü bir yıldız sistemidir. Bunlar: Proxima Centauri 4.24 ışık yılı uzaklıkta ve Alpha Centauri A ve B ( birbirinin yörüngesinde dönen iki yıldız ) 4.37 ışık yılı uzaklıktadır. Bir ışık yılı, ışığın bir yılda kat ettiği mesafedir. YÖRÜNGE VE DÖNME Güneş ve onun etrafında dönen her şey Samanyolu Gökadası’nda bulunur. Daha spesifik olarak, Güneş’imiz, gökadamızın Yay kolundan dışarı doğru uzanan Orion adlı sarmal bir koldadır. Oradan Güneş, Samanyolu Gökadası’nın merkezi etrafında dolanarak gezegenleri, asteroitleri, kuyruklu yıldızları ve diğer nesneleri beraberinde sürükler. Güneş Sistemi’miz saatte ortalama 720.000 kilometre hızla hareket etmektedir. Ancak bu hızda bile, Samanyolu’nun etrafında tam bir yörüngeyi tamamlamamız yaklaşık 230 milyon yıl sürer. Güneş, Samanyolu’nun merkezi etrafında dolanırken, kendi etrafında da döner. Güneş’in dönme ekseni, gezegenlerin yörüngelerinin düzlemine göre 7.25 derecelik bir eğimine sahiptir. Güneş katı bir cisim olmadığı için farklı kısımları farklı hızlarda döner. Ekvator kısmında, Güneş, yaklaşık 25 günde bir, kutuplarında ise her 36 günde bir kendi ekseni etrafında döner. OLUŞUM Güneş ve Güneş Sistemi’nin geri kalanı, yaklaşık 4,5 milyar yıl önce Güneş bulutsusu adı verilen dev, dönen bir gaz ve toz bulutundan oluşmuştur. Bulutsu, ezici kütle çekimi nedeniyle çökerken, daha hızlı dönmeye başlamış ve bir diske dönüşmüştür. Malzemenin çoğu, tüm Güneş Sistemi’nin kütlesinin %99,8’ini oluşturan Güneş’imizi oluşturmak için merkeze doğru çekilmiştir. Tüm yıldızlar gibi, Güneş’in de bir gün enerjisi tükenecektir. Güneş ölmeye başladığında o kadar büyüyecek ki Merkür’ü ve Venüs’ü, hatta belki Dünya’yı yutacak hale gelecektir. Bilim insanları, Güneş’in ömrünün yarısının geçtiğini ve beyaz cüceye dönüşene kadar 6,5 milyar yıl daha yaşayacağını tahmin ediyorlar. YAPISI Güneş de diğer yıldızlar gibi bir gaz küresidir. Atom sayısı bakımından %91,0 hidrojen ve %8,9 helyumdan oluşur. Kütle olarak, Güneş yaklaşık %70.6’sı hidrojen ve %27.4’ü helyumdur. Güneş’in muazzam kütlesi, kütle çekimi kuvvetiyle bir arada tutulur. Merkezinde çok büyük bir basınç ve yüksek miktarda sıcaklık üretir. Güneş’in altı bölgesi vardır: çekirdek, ışınım bölgesi ve iç kısımdaki konvektif bölge; fotosfer denilen görünür yüzey; kromosfer; ve en dış bölge olan korona. Çekirdekte, sıcaklık, termonükleer füzyonu sürdürmek için yeterli olan yaklaşık 15 milyon santigrat derecedir. Bu, atomların daha büyük atomlar oluşturmak için birleştiği ve bu süreçte büyük miktarlarda enerji saldığı bir süreçtir. Spesifik olarak, Güneş’in çekirdeğinde hidrojen atomları birleşerek helyum oluşturur. Çekirdekte üretilen enerji Güneş’e güç verir ve Güneş’in yaydığı tüm ısıyı ve ışığı üretir. Çekirdekten gelen enerji, ışınımsal bölgenin etrafında sıçrayan ve çekirdekten konvektif bölgenin tepesine ulaşması yaklaşık 170.000 yıl süren radyasyon tarafından dışarıya taşınır. Büyük sıcak plazma kabarcıklarının (iyonize atomlardan oluşan bir çorba) yukarı doğru hareket ettiği konvektif bölgede sıcaklık 2 milyon santigrat derecenin altına düşer. Güneş’in yüzeyi -görebildiğimiz kısım- yaklaşık 5.500 santigrat derecedir. Bu yanan çekirdekten çok daha soğuk, ama yine de elmas ve grafit gibi karbonu sadece eritmekle kalmayıp kaynatacak kadar sıcak demektir. Güneş’in Katmanları. Kaynak: ESA YÜZEY Güneş’in yüzeyi olan fotosfer, Güneş radyasyonunun çoğunun dışarıya kaçtığı 500 kilometre kalınlığında bir bölgedir. Burası, gezegenlerin yüzeyleri gibi katı bir yüzey değildir. Bunun yerine, gazdan oluşan yıldızın dış tabakasıdır.Fotosferden gelen radyasyonu, Güneş’ten ayrıldıktan yaklaşık sekiz dakika sonra Dünya’ya ulaştığında Güneş ışığı olarak görüyoruz. Fotosferin sıcaklığı yaklaşık 5.500 santigrat derecedir. ATMOSFER Fotosferin üzerinde, Güneş atmosferini oluşturan ince kromosfer ve korona (taç) bulunur. Güneş lekeleri ve Güneş patlamaları gibi özellikleri bu bölgede görüyoruz.Bu üst bölgelerden gelen görünür ışık, genellikle daha parlak fotosfere karşı görülemeyecek kadar zayıftır. Ancak tam Güneş tutulmaları sırasında, Ay, fotosferi kapladığında, korona güzel bir beyaz taç oluştururken, kromosfer Güneş’in etrafında kırmızı bir halka gibi görünür. Garip bir şekilde, Güneş’in atmosferindeki sıcaklık yüzeyden uzaklaştıkça artar ve 2 milyon santigrat dereceye ulaşır. Koronal ısıtmanın kaynağı 50 yılı aşkın bir süredir bilimsel gizem olmaya devam etmektedir. MANYETOSFER Güneş’teki elektrik akımları, gezegenler arası manyetik alanı oluşturmak için uzaya uzanan karmaşık bir manyetik alan oluşturur. Güneş’in manyetik alanı tarafından kontrol edilen uzay hacmine heliosfer denir.Güneş’in manyetik alanı, Güneş’ten her yöne doğru esen elektrik yüklü bir gaz akımı şeklinde olan Güneş rüzgarı tarafından, Güneş Sistemi boyunca yayılır. Güneş kendi ekseni etrafında döndüğü için, manyetik alanı, Parker spirali olarak bilinen büyük bir dönen spirale dönüşür. Güneş her zaman aynı şekilde davranmaz, Güneş çevriminin aşamaları vardır. Yaklaşık her 11 yılda bir, Güneş’in coğrafi kutupları, manyetik kutuplarını değiştirir. Bu gerçekleştiğinde, Güneş’in fotosferi, kromosferi ve koronası sessiz ve sakinden, şiddetli aktife doğru değişir. Güneş maksimumu olarak bilinen Güneş aktivitesinin yüksekliği, Güneş fırtınalarının zamanıdır. Güneş lekeleri, Güneş patlamaları ve koronal kütle püskürmeleri artar. Bunlar, Güneş’in manyetik alanındaki düzensizliklerden kaynaklanır. Hatta bazı Güneş rüzgarları, Dünya’ya ulaşan büyük miktarda enerji ve parçacık salabilir. Bu uzay havası, uydulara zarar verebilir, boru hatlarını aşındırabilir ve elektrik şebekelerini etkileyebilir. Güneş çevriminin aşamaları. Kaynak: NASA
DÜNYA’NIN ATMOSFERİ VE KATMANLARI
DÜNYA’NIN ATMOSFERİ VE KATMANLARI Dünya yaşamı desteklemek için gereken birçok şartın bir araya geldiği bir gezegendir. Dünya’nın atmosferi bizi sıcak tutar, nefes almamız için oksijen verir ve aynı zamanda yağmur, kar gibi hava olaylarının gerçekleştiği yerdir.Atmosfer, gezegenimizi bir portakal kabuğu gibi çevreler. Ama her yerde aynı değildir. Farklı niteliklere sahip değişik katmanları vardır. Tek Atmosfer, Birçok Katman Dünya’nın atmosferi altı farklı katmana sahiptir. TroposferDünya yüzeyine en yakın olan troposferdir. “Tropos” değişim demektir. Bu katman adını, atmosferimizin bu bölümünde sürekli değişen ve gazları karıştıran hava koşullarından alır. Troposfer, Dünya’da nerede olduğunuza bağlı olarak 8 ile 14 kilometre arasında bir kalınlığa sahiptir. Kuzey ve Güney Kutbu’nda en incedir. Bu katmanda soluduğumuz hava ve gökyüzündeki bulutlar bulunur. Bu en alt katmanda hava en yoğundur. Aslında, troposfer, tüm atmosferin kütlesinin dörtte üçünü içerir. Buradaki hava %78 nitrojen ve %21 oksijendir. Son %1 ise argon, su buharı ve karbondioksitten oluşur. Yüzünüzde rüzgarı hissettiğinizde, gökyüzündeki bulutları gördüğünüzde ve kuşların uçuş sırasında kanat çırpışını seyrettiğinizde, troposferi deneyimlersiniz. StratosferTroposferin üstünde ve mezosferin altında stratosfer bulunur. “Strat” katman anlamına gelir. Atmosferimizin bu katmanının da kendi alt katmanları vardır. Burada havayı karıştıracak fırtına veya türbülans yoktur, bu nedenle altta soğuk, ağır bir hava; üstte ise ılık, hafif bir hava vardır. Bu durum yaşadığımız yer olan troposferde katmanların çalışma biçiminin tam tersidir. Stratosferde bir dağa tırmanacak olsaydınız, alışık olduğumuz şekilde giyinmek yerine, kalın kıyafetlerinizi tepeye yaklaştıkça çıkarmanız gerekirdi. Bu katman 35 kilometre kalınlığındadır. Stratosfer, çok önemli ozon tabakasının bulunduğu yerdir. Ozon tabakası bizi Güneş’ten gelen ultraviyole ışınlarından (UV) korumaya yardımcı olur. Aslında ozon tabakası, Güneş’in bize gönderdiği UV ışınların çoğunu emer. Yaşam, bu koruma katmanı olmadan mümkün olmazdı. MezosferMezosfer, termosfer ile stratosfer arasında yer alır. “Mezo” orta anlamına gelir ve bu tüm gazların karıştığı en yüksek katmandır. Mezosfer 35 kilometre kalınlığındadır. Hava incedir, bu yüzden mezosferde nefes alamazsınız. Ancak bu katmanda, termosferde olduğundan daha fazla gaz vardır. Hiç göktaşlarının yanarak iz bıraktığı bir meteor yağmuru gördünüz mü? Bazı insanlar bu meteor yağmurlarını kayan yıldız zannederler. Tabi ki bu doğru değildir. Atmosferimize giren meteorlar mezosferde yanar. Ekzosfer ve termosfer katmanlarda fazla hava olmadığı için meteorlar çok fazla sorun yaşamadan bu katmanlardan geçerler. Ancak mezosfere çarptıklarında sürtünmeye ve ısı oluşturmaya yetecek kadar gaz vardır. TermosferTermosfer, ekzosfer ile mezosfer arasında yer alır. “Termo” ısı anlamına gelir ve bu katmandaki sıcaklık 2000C dereceye kadar ulaşabilir. Yine de termosferde vakit geçirecek olsaydınız çok soğuk hissederdiniz çünkü bu katman ısıyı size iletecek yeterli gaz molekülüne sahip değildir. Bu aynı zamanda ses dalgalarının geçmesi için de yeterli molekül olmadığı anlamına gelir. Dünya atmosferinin bu katmanı yaklaşık 513 kilometre kalınlığındadır. Atmosferin iç katmanlarından çok daha kalındır, ancak ekzosfer kadar kalın değildir. Termosfer, Dünya’nın etrafında dolanan Uluslararası Uzay İstasyonuna ev sahipliği yapmaktadır. Burası aynı zamanda düşük Dünya yörüngesindeki uyduları bulacağınız yerdir. İyonosferİyonosfer ilginç bir katmandır. Mezosfer, termosfer ve ekzosfer ile örtüştüğü yerler vardır. Atmosferin çok aktif bir parçasıdır ve güneşten aldığı enerjiye bağlı olarak büyür ve küçülür. Adı, bu katmanlardaki gazların Güneş’ten gelen ışınımlar tarafından uyarılması ile oluşmuş elektrik yükü olan iyonlardan gelmektedir. İyonosferin parçaları, Dünya’nın manyetosferi ile örtüşür. Bu, Dünya’nın etrafındaki yüklü parçacıkların Dünya’nın manyetik alanını hissettiği alandır. İyonosferde, yüklü parçacıklar hem Dünya’nın hem de Güneş’in manyetik alanlarından etkilenir. Auroraların gerçekleştiği yer burasıdır. Bunlar, bazen Dünya’nın kutup bölgelerine yakın yerlerde görünen parlak, güzel ışık şeritleridir. Güneş’ten gelen yüksek enerjili parçacıkların atmosferimizin bu katmanındaki atomlarla etkileşime girmesinden kaynaklanır. EkzosferEkzosfer, atmosferimizin en dış tabakasıdır. “Ekzo” dış anlamına gelir. Ekzosfer, atmosferimizin en uç noktasıdır. Bu katman atmosferin geri kalanını uzaydan ayırır. Yaklaşık 10.000 kilometre kalınlığındadır. Neredeyse Dünya’nın kendisi kadar geniştir. Bu demektir ki uzaya çıkmak için Dünya’dan gerçekten uzakta olmanız gerekiyor. Ekzosfer, hidrojen ve helyum gibi gazlara sahiptir fakat bunlar çok yayılmışlardır. Arada çok fazla boşluk vardır. Nefes alacak hava yoktur ve çok soğuktur. Kaynak: NASA
İklim Değişikliği
İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ İklim, yeryüzünün bir kesiminde veya tamamında, belli bir zaman diliminde gelişen hava şartlarının ortalamasıdır. İklim, doğrudan ve dolaylı etkiler yaparak doğal çevreyi biçimlendirir ve tüm canlıların yaşam koşullarını belirler. Zamana bağlı olarak ve küresel çapta iklimi meydana getiren elemanlardaki gözlenen artış veya azalış iklim değişimidir. Dünya’nın jeolojik geçmişine bakıldığında iklim döngüsünün çeşitli nedenlerden dolayı birçok kez değiştiği öngörülmektedir. Bu döngüde, Dünya’nın yörüngesindeki hareketler, Güneş’in etkileri, atmosferin bileşimindeki değişiklikler ve yer kabuğundaki hareketler etkili olmuştur. Ancak iklim sisteminde değişmeye yol açan esas neden, 19. yüzyıl ortalarından itibaren yaşanan sanayi devrimi ile birlikte başlamıştır. Fosil yakıtların kullanımında görülen patlama, sanayileşme, hızlı nüfus artışı, nükleer silah denemeleri, tarım alanı açmak için ormanların yok edilmesi, yanlış arazi kullanımı, insanların yaşam alanlarını büyük şehirlere kaydırmaları gibi insan kökenli etkinliklerin sonucunda atmosferde sera gazları oranında hızlı bir artış ve küresel ısınma meydana gelmiştir. Güneş’ten gelen ışınlar atmosferi geçerek yeryüzünü ısıtır. Dünya atmosferinde mevcut olan gazlar yeryüzündeki ısının bir kısmını tutarak yeryüzünün ısı kaybına engel olur. Atmosferin ısıyı tutma yeteneği sayesinde suların sıcaklığı dengede kalır. Atmosfer, cam seralara benzer şekilde ısıtma ve yalıtma etkisi gösterir ki buna sera etkisi denir. Atmosferde ısıyı tutan bu gazlar da sera gazlarıdır. Sera gazlarının bazıları doğal olarak oluşabileceği gibi bazıları da tamamen insan faaliyetleri sonucu meydana gelir. Doğal olarak oluşan sera gazları: Su buharı (H2O), Karbon dioksit (CO2), Ozon (O3), Metan (CH4), Nitrit oksit (N2O) İnsan faaliyetleri sonucu oluşan sera gazları; Kloroflorokarbon (CFCs), Hidrokloroflorokarbon (HCFCs), Hidroflorokarbon (HFCs) Florid bileşiği olan kükürt hekzaflorid (SF6) gazlarıdır. Atmosferde, ozonun yoğunluğunu azaltan sera gazlarının miktarlarında önemli ölçüde artışlar olmuştur. Bu artışlar günümüzdeki küresel ısınma ve küresel iklim değişimi sorununu ortaya çıkarmıştır. 19. yüzyılın ortalarından günümüze kadar olan süreçte ortalama hava sıcaklığı 0,3- 0,6°C artmıştır. Gelecek 40 yıl içindeki her 10 yılda 0,1°C’den daha fazla miktarda küresel ısınmanın devam edeceği tahmin edilmektedir. Grönland ve Antarktik buz kalkanları kütle kaybederek küçülmeyi sürdürmektedir. 20. yüzyılın başlarından beri gözlenen deniz düzeyindeki yükselme yaklaşık 19 cm’yi bulmuştur. Okyanuslarda biriken enerjinin %90’dan fazlası küresel okyanus ısınmasıyla bağlantılıdır. Küresel ısınmanın olası etkileri şunlardır: Kuraklık ve çölleşme Yer üstü ve yer altı sularının değişimi Toprak yapısının bozulması Okyanus akıntılarının karakteristiğinin değişmesi Biyolojik çeşitlilik üzerine olan olumsuz etkiler Dünya ekonomisi ve sosyoekonomik yapının bozulması Göçlerin yaşanması Küresel salgınlar Sera Etkisi Şematik Gösterimi (https://www.bilgikilavuzu.com/sera-etkisi-nedir/) Küresel Isınma (https://bilimgenc.tubitak.gov.tr/makale/kuresel-isinma-nedir) Kaynakça (1.) Güler, Y. (2018). Sera Gazları, İklim Değişikliğinde Sera Gazı Emisyonlarının Rolü ve Emisyon Ticareti. ISHAD, 517-527. (2.) Cesur, A. Küresel Isınma ve İklim Değişiklikleri. https://www.mta.gov.tr/v3.0/sayfalar/hizmetler/kutuphane/ ekonomi-bultenleri/2014_18/b18_17-21.pdf (3.) Özmen, M.T. Sera Gazı-Küresel Isınma ve Kyoto Protokolü https://izmir.imo.org.tr/resimler/ekutuphane /pdf/16154_50_07.pdf (4.) http://www.obi.bilkent.edu.tr/bultenorta/20172018/ekoilk01122017.pdf
Uydu nedir
UYDU NEDİR? Uydular sadece uzayda dolanan insan yapımı aletler değildir. “Uydu” kelimesinin daha genel bir anlamı vardır: daha büyük bir nesnenin etrafında bir döngü (yörünge) içinde hareket eden küçük, uzay tabanlı nesne anlamına gelir. Örneğin; Ay, Dünya’nın doğal bir uydusudur, çünkü Dünya’nın kütle çekimi onu gezegenimizin etrafındaki yörüngeye kilitler. Uydular olarak düşündüğümüz aletler aslında, Dünya’dan çeşitli mesafelerde, genellikle atmosferinin oldukça dışında, kesin olarak hesaplanmış yollarda, dairesel veya eliptik (oval) hareket eden yapay (insan yapımı) uydulardır. Dünya’nın şeklinin çeşitli sınırlamalarını aşmak için uzaya uydular gönderiyoruz. Kuzey Kutbu’ndan bir telefon görüşmesi yapmak istiyorsanız sinyali uzaya gönderirsiniz, bir iletişim uydusunu ayna olarak kullanır ve sinyali hedefine ulaştırırsınız. Ekinleri veya okyanus sıcaklıklarını araştırmak istiyorsanız, bunu bir uçaktan yapabilirsiniz. Ancak bir uydu daha yüksekte ve daha uzakta olduğu için daha fazla alanı inceler ve daha çok veri toplar. Benzer şekilde, daha önce hiç gitmediğiniz bir yere gitmek istiyorsanız, haritaları inceleyebilir, yoldaki insanlardan yol tarifi isteyebilir veya bunun yerine size rehberlik etmesi için uydulardan gelen sinyalleri kullanabilirsiniz. Kısacası uydular, kendileri Dünya’nın dışında olsalar da Dünya’nın içinde daha rahat yaşamamıza imkân sağlarlar. Uyduların görevleri nelerdir? Uyduları ya yaptıkları işlere ya da izledikleri yörüngelere göre sınıflandırırız. Fakat bu sınıflandırmalar birbirleri ile bağlantılıdır çünkü bir uydunun yaptığı iş, genellikle Dünya’dan ne kadar uzakta olması gerektiğini, ne kadar hızlı hareket etmesi gerektiğini ve takip etmesi gereken yörüngeyi belirler. Uyduları genel olarak: İletişim Fotoğraf, görüntüleme ve bilimsel araştırma Navigasyon Olarak sınıflandırırız. İletişim Uyduları İletişim uyduları, esas olarak, radyo dalgalarını Dünya üzerindeki bir yerden diğerine sinyal iletmek için kullanılır. Bu uydular basit olarak bir yer istasyonundan (bir uydu çanağından) kendilerine gönderilen sinyalleri yakalar, bu sinyallerin gitmeleri gereken yere ulaşması için yeterli güce sahip olmaları gerekir, bu nedenle onları yükseltir (hatta bazen değiştirir) ve sonra onları başka bir yerdeki bir yer istasyonuna geri sektirir. Bu sinyaller, telefon görüşmeleri, internet verileri, radyo ve TV yayınlarına kadar radyo sinyallerinin yeryüzünde taşıyabileceği her şeyi taşıyabilir. İletişim uyduları, düz hatlar halinde yayılan radyo dalgalarının kavisli gezegenimizin çevresini dolanmasını sağlar. Diğer bir deyişle kıtalararası sinyal gönderme sorununun üstesinden gelir. Ayrıca, sıradan kablolu veya kablosuz iletişimin ulaşamadığı uzak alanlarda iletişim kurmak için de kullanışlıdırlar. Geleneksel bir sabit hatla (kablolu telefon) arama yaparken, göndericiden alıcıya kadar eksiksiz bir fiziksel devre oluşturmak için çok karmaşık bir kablo ve istasyon ağına ihtiyacınız vardır. Bir cep telefonuyla ise, sinyal alabileceğiniz her yerde iletişim kurabilirsiniz ancak hem sizin hem de alıcının cep telefonu, baz istasyonlarının menzili içinde olması gerekir. Fakat bir uydu telefonuyla Ağrı Dağı’nın tepesinde veya Karadeniz ormanlarının derinliklerinden iletişim kurabilirsiniz. Yani her türlü fiziksel altyapı ihtiyacından bağımsız olarak anında iletişim kurabilirsiniz. Türkiye’nin, Dünya’nın yörüngesinde aktif olarak çalışan TÜRKSAT 3A, TÜRKSAT 4A ve TÜRKSAT 4B iletişim uyduları vardır. Fotoğraf, Görüntüleme Ve Bilimsel Araştırma Uyduları Eskiden sadece araştırma ve askeri amaçlarla kullanılanılardı. Gelişen teknoloji ile birlikte artık hepimizin uydu fotoğraflarına erişimi var. Google ve Bing gibi arama motorlarıyla bu görüntülere erişim sağlıyoruz. Bu görüntüler rutin olarak haberlerde yer alırlar (kaybolan yağmur ormanları veya tsunami gibi şeyler hakkında bize anında görsel takip olanağı tanırlar) ve hava tahminleri için kullanılırlar. Bilimsel uydular ise fotoğraf çeken uydulara benzer şekilde çalışır. Ancak basit görüntüleri yakalamak yerine, Dünya’nın geniş alanları üzerinde sistematik olarak başka tür veriler toplarlar. Örneğin; NASA’nın TOPEX/Poseidon ve Jason uyduları, 1990’ların başından beri rutin olarak deniz seviyelerini ölçümleri için kullanıldı. SeaWiFS (2010’a kadar aktif olarak kullanıldı), denizdeki plankton ve beslenme aktivitesini ölçmek için okyanusun rengini gözlemledi. Navigasyon Uyduları Son olarak, artık günlük hayatımızın bir parçası olan, telefonlarımızda ve arabalarımızda yer alan, GPS ve navigasyon sistemlerine aşinayız. Bu sistemler, gökyüzü pusulası görevi gören navigasyon uydularından yararlanırlar. Kaynak: NASA
GPS nasıl çalışır?
GPS NASIL ÇALIŞIR? İnsanlar en eski çağlardan beri yönlerini tayin etmek için yıldızları kullanırlar. Eski denizciler, takımyıldızlarına bakarak ve sextantlar kullanarak nerede olduklarını ve gidecekleri yönleri belirlemiştir. Zamanımızda ise yerimizi belirlemek için GPS (Global Konumlama Sistemi) adı verilen küçük aletler kullanmaktayız. Fakat hala bu sistemler için bile gökyüzüne bağımlıyız. Eski çağlarda kullanılan yıldızlar artık yerlerini uydulara bıraktı. Yaklaşık 30’a yakın navigasyon uydusu Dünya’nın yörüngesinde dolaşmaktadır ve bize tam olarak nerde olduğumuzu söylemektedirler. GPS Nedir? GPS üç parçadan oluşan bir sistemdir: Yer İstasyonları, Uydular ve Alıcılar. Uydular eskiden yön tayini için kullandığımız yıldızların görevini üstlenirler. Günün her dakikası, tıpkı yıldızlarda olduğu gibi, tam konumlarını biliriz. Yer istasyonları ise bu uyduların bildiğimiz konumlarını doğrulama görevini üstlenirler. Telefonumuzda veya arabalarımızda bulunan alıcılar ise uydulardan gelen sinyalleri dinlerler ve belli uydulardan ne kadar uzakta olduklarını hesaplarlar. Alıcılar 4 veya daha fazla uydudan olan uzaklıklarını hesapladıktan sonra Dünya üzerinde tam olarak nerede olduğunuzu belirleyebilir. Bu GPS alıcılarının konumunuzu ne kadar doğrulukta ölçtüğü, alıcının kalitesine bağlıdır. Kaynak: NASA
IŞIK YILI NEDİR?
IŞIK YILI NEDİR? Uzaydaki çoğu cismin uzaklığını tarif etmek için Işık Yılı ifadesini kullanırız. Işık yılı, ışığın, bir Dünya yılında aldığı yoldur. Bir ışık yılı yaklaşık olarak 9 trilyon kilometredir. Bu 9’un yanında 12 sıfır demek! (9.000.000.000.000) Zamanda Geriye Bakmak Güçlü teleskopları kullanarak uzayda uzak cisimlere baktığımızda aslında zamanda geçmişe bakıyoruz. Peki bu nasıl oluyor? Işık yaklaşık olarak saniyede 300.000 km hızla ilerler. Bu gerçekten hızlı gelebilir fakat uzaydaki cisimler çok uzak oldukları için ışığının bize ulaşması uzun zaman alır. Cisim ne kadar uzakta olursa o kadar geçmişi görürüz. Güneş 149.600.000 km uzaklıkla bize en yakın yıldızdır. Bu demektir ki Güneş ışınlarının bize ulaşması yaklaşık 8,3 dakika sürer. Bu, Güneş’in her zaman yaklaşık 8,3 dakika önceki halini görüyoruz demek oluyor. Güneş’ten sonra bize en yakın yıldız yaklaşık 4,3 ışık yılı uzaklıktadır. Yani bugün biz bu yıldıza baktığımızda aslında 4,3 yıl önceki halini görüyoruz. Diğer gördüğümüz bütün yıldızlar ise çok daha uzaktadırlar hatta bazıları binlerce ışık yılı ötededirler. Yıldızlar gökada denilen büyük grupların içinde bulunur. Bir gökada milyonlarca veya milyarlarca yıldıza ev sahipliği yapar. Bize en yakın gökada olan Andromeda 2,5 milyon ışık yılı uzaklıktadır. Yani biz Andromeda Gökadasının 2,5 milyon yıl önceki haline bakıyoruz. Andromedadan daha uzak evrende milyarlarca gökada olduğunu düşünürsek bu demektir ki diğer gökadaların çok daha önceki hallerini gözlemleyebiliyoruz. NASA’nın GALEX teleskobundan çekilmiş bir Andromeda Gökadası görseli (Kaynak: NASA/JPL-Caltech) 2016’da Hubble Teleskopu GN-z11 olarak isimlendirilen gözlenen en uzak gökadayı gözledi. Bu gökada 13,4 milyar ışık yılı uzaklıktadır yani biz onun 13,4 milyar yıl önceki halini görüyoruz. Bu büyük patlamadan sadece 400 milyon yıl sonra demek. Bu şu anlama geliyor, GN-z11 evrende oluşan ilk gökadalardan biri. Büyük patlamadan sonra ilk oluşan gökadalar hakkında ne kadar çok şey öğrenirsek, evrenin ilk zamanlarının neye benzediğini daha iyi anlayabiliriz. Bu fotoğraf yüzlerce çok eski ve uzak galaksiyi gösteriyor. GN-z11’de şimdiye kadar bulunanlardan en eskisi (yakın plan görüntüsünde gösterilmektedir). Görüntü biraz bulanık çünkü bu galaksi çok uzakta. (Kaynak: NASA, ESA, P. Oesch (Yale University), G. Brammer) Kaynak: NASA
Uyduların Bileşenleri
UYDULARIN BİLEŞENLERİ Bir uydunun parçaları, uydunun işlevine göre değişir; ancak, çoğu uyduda yaygın olarak bulunan bazı bileşenler vardır. Bunlar: Antenler: Uydu anten sistemleri, Dünya’ya sinyal iletmek ve Dünya’dan sinyal almak için kullanılır. Komuta ve Veri İşleme: Bu kısım bir uydunun beyni olarak nitelendirilebilir. Burada bulunan komuta ve kontrol sistemleri, uydunun her parçasını yönetir ve Dünya’dan alınan komutları gerçekleştirir. Yönlendirme ve Sabitleme: Sensörler, uydunun doğru yörüngede kalmasını ve doğru hedefe yönlendirilmesini sağlamak için uydunun konumunu izler. Gerekirse, iticiler, bir uydunun konumunun ve yönünün ince ayarlanmasına izin verir. Muhafaza: Zorlu uzay ortamına dayanabilecek güçlü malzemelerden yapılmıştır. Güç: Çoğu uydu çalışmak için gerekli enerjiyi Güneş ışığından sağlar ve Güneş enerjisini ise elektriğe dönüştürmek için bir Güneş paneli kullanır. Termal Kontrol: Uydu ekipmanlarını sıcaklık değişikliklerine karşı korur. Transponderler: Uyduya gelen sinyaller ve uydudan Dünya’ya gönderilen sinyaller farklı frekanslara sahiptir. Transponderler, gelen sinyalin frekanslarını Dünya’ya gönderilecek sinyalin frekansına dönüştürür ve ardından dönüştürülmüş sinyali Dünya’ya göndermek için yükseltir. Kaynak: Space Foundation